AŞK’TA CESARET GİBİDİR,YANLIŞ ELLERDE ZİYAN OLUR…

Ben hep aşka aşık biriydim. Aşk benim için bir duygu değil, bir yaşama biçimiydi. Hayatı algılama şekli mi, insanlara yaklaşım mı, kendimi ifade edişimi belirleyen şeydi. Aşk varken dünya daha anlamlı görünürdü. Renkler daha canlı olurdu. İnsanların yüzlerinde gizli kalan ifadeleri fark ederdim. Hayat bana çok daha yakındı. Aşk hayatımdan çıktığında ise yalnızca bir insan gitmiş gibi hissetmezdim. Sanki içimdeki temel yapı taşlarından biri yerinden sökülmüş gibi olurdu. Ruhum sessizleşirdi. İçimdeki üretme isteği yavaş yavaş kaybolurdu. İlham dediğimiz şey, bana hiç uğramamış gibi davranırdı. Kendime baktığımda, yeteneklerimin beni terk ettiğini sanırdım. Oysa kaybolan şey yeteneklerim değil bunları besleyen kaynaktı. Zamanla şunu fark ettim; ben bir insana değil, aşka bağlanıyordum. Aşkın kendisine. Onun saf haline, kimseye ait olmayan tarafına. Aşk, benim için insanın içine düşen bir haldi. Birini sevmeden önce gelen, kalbi genişleten, bakışı derinleştiren bir haldi. Bir insana aşık olmak ise başka bir şeydi. Çünkü o noktada duygularını birine emanet ediyordun. Ve insan, emanet edilen duyguları her zaman koruyamayabiliyordu. Bir insan, sana yaşattığı o güzel duyguları bir gün hiç yaşanmamış gibi yok edebiliyordu. Bunu yaparken büyük sözler söylemesine bile gerek kalmıyordu. Sessizce uzaklaşması yeterli oluyordu. Geriye kalan ise sen oluyordun. Sorularla eksikliklerle ve küllerle. Ben bir adamı sevdiğim de onu yüzeyden sevmem. Onu dikkatle severim. Onun ses tonunu ezberlerim. Bir kelimeyi nasıl soyledigini fark ederim. Kalabalık bir ortamda bile onun varlığını hissederim. Çünkü benim sevgim gözle değil, Sezgi ile çalışıyor. Ben sevdiğim adamı izlerken dünyayı unutur, onun ayrıntılarında kaybolurum. Aşkı yaşama biçimim her zaman sessizdi Ama derindi.Mesela yan yana oturup uzun süre Konuşmadığımız anlar olsa, o anlarda içimde hiçbir eksiklik hissetmezdim. Elinin elimin yanında durması bana yeterdi. Dokunmasına gerek kalmazdı. Orada olduğunu bilmek, kalbimi sakinleştirirdi. Benim için aşk sürekli konuşmak değildi. Aynı anda susabilmekti. Aynı anda yorulabilmekti. Aynı anda hayata bakabilmekti. Sevdiğim adamı kalbimde büyütürdüm. Onu yüceltmez ama derinleştirirdim. Onu olduğu haliyle severdim ama olabileceği halleri de kalbime alırdım. Güçlü yanlarını gördüğüm kadar kırılgan taraflarını da fark ederdim. Onun yüklerini taşımaya çalışırdım. Çünkü benim için sevmek, yalnızca iyi anlara eşlik etmek değildi. Zor anlarda da orada kalabilmekti. Ama insan bir başkasının kalbinde bu kadar derin bir yer edindiğinde bazen varlığı taşıyamıyordu. Ben bunu çok geç anladım. Çünkü benim için aşk, insanı büyüten bir şeydi karşımdaki için ise bazen kaçınması gereken bir sorumluluktu. Ben kalmayı seçerken, o uzaklaşmayı seçebiliyordu. Benim yaşadığım aşk hiçbir zaman yarım olmadı. Yarım kalan şey, karşılığı oldu. Sevdiğim de tamamen sevdim. Sabırla, anlayışla, sessiz bir sadakatle sevdim. Ama her sevgi aynı derinlikte karşılık bulamaz bulmadı da. Ve zamanla şunu öğrendim; aşk doğru kalpte karşılık bulmadığında insanı beslemez. İnsanı yavaş yavaş tüketir. Bir noktada durup kendime baktım . Yorgundum, bitkindim ama hala aşktan vazgeçmiş değildim. Yalnızca onu yanlış yerde aradigimi fark etmiştim. Aşk bir insana ait değildi. Aşk insanın kendi içindeki derinlikle kurduğu bağdır. O bağı bir başkasına teslim ettiğinde, kendinden de vazgeçmiş oluyordun.Bugün hala aşka aşığım. Ama artık onu kimsenin ellerine bırakmıyorum. Aşkı kalbimde, kendi alanında, kendi Sessizliğinde taşıyorum. Çünkü biliyorum ki aşk doğru yerde durduğunda insanı yakıp küle çevirmez. Aksine, insanı kendine geri getirir. Ve ben artık aşkı bir adam da değil, kendi içimde yaşamayı seçiyorum.

Kalbim artık kimsenin cesaretine bağlı değil. Siz de askinizi, sizin kadar cesur olmayanlara vermeyin.

EBRULİ