Yazar: Ebru Kılınç

  • KALKANLAR VE KIRILGANLIKLAR 

    İnsan, yaralandığı yerden bir daha darbe almamak için örer ilk duvarını. Bir tuğla hayal kırıklığı, bir tuğla aldatılmışlık,kandırılmışlık, bir sıra beton soğukluk, birkaç da” mantık” cilası… Sonra bir bakmışız; dışarıya karşı o sarsılmaz, güçlü, her şeyi halledebilen,” ben iyiyim, ben hallederim “ diyen o devasa kimlik kalkanını tamamlamışız. O anlarda kendimizi güvende hissederiz. Artık kimse…

  • YANGINLA ISINMAK MI?GÜNEŞLE AYDINLANMAK MI ?

    Hayat bazen bizi iki uçurumun tam ortasında bırakıyor.Bir yanda,adını duyduğumuzda içimizde fırtınalar koparan,peşinden koşarken dizlerimizi parçaladığımız o vahşi “AŞK VE TUTKU”diğer yanda ise fırtınalı denizlerden sonra sığındığımız o sessiz,derin,şefkat dolu liman.Çoğumuz gençliğin o mağrur kibriyle ilkinin sarhoşluğuna kapılırız.Bir ömrü o yüksek voltajlı duygunun peşinde,adeta bir pervane gibi ateşe doğru uçarak tüketmeyi”yaşamak”sanırız.Oysa Nietzsce’nin o sarsıcı uyarısını…

  • Ben Kimim ?

    Bazıları hikayelerine parıltılı zaferlerle,inşa ettikleri benliklerle başlar…Ben öyle yapmayacağım.Size parlatılmış bir kimlik sunmaya,”Kim olmamı istiyorsanız o olmaya geldim”demeyeceğim.. Çünkü ben, başkalarının aynasında kendimi aramayı bıraktığım o uçurumun kenarında, kimsenin istediği kişi olamayacağımı anladığım gün doğdum. Ben; kayıpların, ölümlerin, gidişlerin ve en çok da kendi içimde kayboluşların ardından, o enkazın içinden bir toz zerresi gibi havalanmış…

  • AŞK’TA CESARET GİBİDİR,YANLIŞ ELLERDE ZİYAN OLUR…

    Ben hep aşka aşık biriydim. Aşk benim için bir duygu değil, bir yaşama biçimiydi. Hayatı algılama şekli mi, insanlara yaklaşım mı, kendimi ifade edişimi belirleyen şeydi. Aşk varken dünya daha anlamlı görünürdü. Renkler daha canlı olurdu. İnsanların yüzlerinde gizli kalan ifadeleri fark ederdim. Hayat bana çok daha yakındı. Aşk hayatımdan çıktığında ise yalnızca bir insan…

  • HAYATIN İÇİNDE TUTULAN ORUÇ

    Bazen insan bir şeyi tutarak değil, bırakarak Öğrenir. Oruç bana bunu hatırlatan en kadim pratiklerden biri. Aç kalmanın, susmanın, geri çekilmenin yalnızca bedene değil; ruha, dile, bakışa, niyete dair olduğunu fark ettiğimde mesele benim için bambaşka bir yere taşındı. Çünkü hayat dediğimiz şey de aslında sürekli bir tüketim hali. Duyguları tüketiyoruz, insanları tüketiyoruz, kelimeleri hoyratça…

  • İNSANIN EVİ NERESİ ?

    Adamın birisi vaktiyle oğluna bir nasihat vermiş. Ama öyle bir defalık söylenenlerden değil bu. Yeri geldikçe, zamanı geldikçe tekrar etmiş. Oğlum demiş, gittiğin her yere bir ev yaptır. Oğlu da her seferinde hay hay baba dermiş. Baba bununla yetinmemiş ama tekrar tekrar söylemiş, yine hatırlatmış; Oğlum bak, unutma… Gittiğin her yere bir ev yaptır. Zaman…

  • İNCİNEN KALBİN HESABI

    Kul hakkı denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak para gelir. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Bir insanın zamanını almak, umudunu ertelemek, kalbini belirsizlikte tutmak da kul hakkına girer. Çünkü insan sadece maddeden ibaret değildir. İnsanın bir de kalbi vardır. Ve kalp, en ağır yükü sessizce taşır. Birine ait olmayan bir sevgiyi kullanmak, bir insanın…

  • SESSİZ SAVAŞLAR,BÜYÜK STRATEJİLER.

    Bazı evler vardır. Dışarıdan bakıldığında sıradan, sessiz,sakin görünür ama içeride görünmez bir savaş kesintisiz sürer. Sesler yükselmese bile gerilim havadadır. Bir çocuk, daha adını doğru düzgün yazmayı öğrenmeden duvarlarda asılı duran o görünmez gerilimi okumayı Öğrenir. Nerede susacağını, nerede çekileceğiini, nerede uzlaşmacı olacağını…Ben de strateji öğrenmeye böyle başladım. Hayat bana henüz 12 yaşındayken gösterdi ki;…

  • İLAHİ PARILTIYLA YENİDEN DOĞMAK

    Hayatınızın bir döneminde mutlaka şöyle bir cümle kuracaksınız;”Ben eskisi gibi parlamıyorum.. içimde bir şey soldu.” çünkü bazı insanlar vardır, senin ışığını görür ama onunla birlikte yürümek yerine onu söndürmeye çalışırlar. Bazen fark etmeden bazen bile isteye… Ama mutlaka karşılaşırsın. Bu kader değil, imtihanın bir parçasıdır. Her insanın hayatına bir sebep için girer. Kimisi sana sevgiyi…

  • KABULLENMENİN İNCELİĞİ

    Hayatta erişilebilecek en yüksek idraklarden biri, her şeyi ve herkesi olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmektir. Bu, pasif bir teslimiyet değil; bilincin olgunlaşmış, kalbin sakinleşmiş hâlidir. Bir insan, olanı olduğu gibi görebilmeye başladığında, içindeki savaşlar yavaş yavaş durulur. Artık kimseyi değiştirme çabası kalmaz, çünkü her varlığın kendi nasibi, kendi zamanı, kendi imtihanı vardır. Kabul; “onay” değildir,…