KALKANLAR VE KIRILGANLIKLAR 

İnsan, yaralandığı yerden bir daha darbe almamak için örer ilk duvarını. Bir tuğla hayal kırıklığı, bir tuğla aldatılmışlık,kandırılmışlık, bir sıra beton soğukluk, birkaç da” mantık” cilası… Sonra bir bakmışız; dışarıya karşı o sarsılmaz, güçlü, her şeyi halledebilen,” ben iyiyim, ben hallederim “ diyen o devasa kimlik kalkanını tamamlamışız. O anlarda kendimizi güvende hissederiz. Artık kimse canimizi yakamayacak, kimse zayıflığımızı göremeyecek, kimse bizİ o eski çaresizliğimizle baş başa bırakamayacaktır. Ancak unuttuğumuz bir şey var; inşa ettiğimiz o kalkanlar, gün gelir en büyük düşmanımız olur. Dışarıya yansıttığımız o “ mesafeliyim, duygularımla değil mantığımla hareket ederim “ imajı, aslında ruhumuzun etrafına çekilmiş bir tel örgüdür. Biz o zırhın içinde, biri çıksa da bu kalkanın ardındaki yorgun çocuğu görse, bizi bir nebze de olsa koruyup kollasa, “ tamam, artık dinlenebilirsin, ben buradayım “ dese diye beklerken; dışarısı bizi bambaşka okur. Dünya, sizin o görkemli kalkanıza bakıp şunu fısıldar; “ o zaten güçlü, o her şeyi kaldırır, ona bir darbe daha vursam ne yazar? “ işte trajedinin başladığı yer burasıdır. Siz, birinin gelip o kalkanın altındaki kırılganlığı fark etmesini beklerken, kalkanınızın heybetine kapılanlar size ancak “savaş” getirir. Sizi güçlü görenler, “ nasıl olsa o yıkılmaz “ rahatlığıyla en ağır yükleri omuzlarınıza bırakır. Hatta daha fenası; sizi bir rakip gibi görenler, “ o vurmadan ben vurayım “ hırsıyla saldırır size. Kendi kendimizi soktuğumuz o sınavın içinde debelenirken buluruz kendimizi. Aradığımız şey şefkatken, bulduğumuz şey yeni bir mücadeledir. Çünkü dünya, vitrindeki enerjiye göre müşteri seçer. Siz dışarıya “ kimseye ihtiyacım yok “ enerjisi yayarken, saf ve naif bir kalbin kapınızı çalmasını beklemek, kapalı bir kapının önünde misafir ağırlamaya benzer. Bazen aradığın sadece saf bir kalptir. Yalansız, kur gusuz, dürüst, olduğu gibi seni kabul edecek bir eldir. Ama inşa ettiğin o soğuk ve mesafeli enerji, gerçek olan tüm güzel kalpleri senden uzaklaştırır. Güzel ruhlar, o gördüğün duvarların soğukluğunu hisseder ve sessizce geri çekilirler. Geriye ise sadece senin kalkanınla dövüşmeye gelenler, senin gücünden beslenmek isteyenler veya o zırhı aşmayı bir ego savaşı haline getirenler kalır. Kendi korunaklı kalemizde, hiç aramadığımız türden insanların ve kalplerin kuşatması altında kalırız. Şimdi durup o aynadaki “ her şeyi halleden “ size bakın. O sarsılmaz duruşunuz aslında bir yorgunluk abidesi değil mi? Mantığın sesini bu kadar yükseltmek, aslında kalbin çığlıklarını bastırmak için değil mi? Gerçek güç, bir kalkanın arkasına saklanıp dünyayı seyretmek değildir. Gerçek güç, kalkanı yere bırakbilme cesaretidir. “ ben buradayım, bazen güçsüzüm, bazen çok yorgunum ve bazen birinin beni korumasına ihtiyacım var “ diyebilmenin o sarsıcı hafifliğidir. Çünkü hayat sadece ve sadece o kalkanlar düştüğünde ve biz savunmasız kaldığımızda, o hep aradığımız saf kalplerin içeri girmesine izin verir. Unutmayın ; ışık, sadece yarıkların arasından içeri sızabilir. Eğer her yerini sarsılmaz duvarlarla kapattıysan, kendi karanlığında boğulmayı göze almışsın demektir. Bırakın kalkanlarınız pas tutsun. Bırakın dünya bazen sizin de sarsıldığınızı görsün. Çünkü ancak o zaman, sizi gerçekten olduğunuz gibi seven biri, bu enkazın içinden elinizi tutup sizi çıkarabilir.

Ve size bir itiraf..

Belki de bu satırları okurken,” ne kadar da haklı” diye iç geçiren o mesafeli silüet benim. Evet, ben de o binbir emekle inşa ettiğim, sarsılmaz dediğim kalkanların arkasında saklananlardan biriyim. Yıllarca mantığımı bir zırh, mesafemi bir kılıç gibi kullandım.” bakın, ben tek başıma da tamım, ben her şeyi hallederim” derken aslında ruhumun en derinlerinde bir elin omzuma dokunup” yorulmadın mı?” demesini bekledim. Ama bugün anlıyorum ki; kendimi korumak için ördüğüm o duvarlar, aslında gerçek anlamda sevilmemi engelleyen bir hapishaneye dönüşmüş. Dışarıya yaydığım o “erişilmez” enerji, aradığım o saf kalpleri benden köşe bucak kaçırırken, sadece benimle savaşmak isteyenleri başucuma toplamış. Artık değişmeye, o kalkanları tek tek indirmeye çalışıyorum ve çabalıyorum. Çünkü fark ettim ki, asıl güç her darbeyi göğüslemek değil, bazen bir darbe alabileceğini bile bile savunmasız kalabilme cesaretiymiş. Şimdi o ağır zırhı yere bırakıyorum. Belki canım yanacak, belki yine ve yeniden yanılacağım ama en azından bir kalbin sıcaklığını hissettiğimde arada buzdan duvarlar olmayacak. Siz de benimle birlikte o kalkanları biraz olsun aralar mısınız? Çünkü Dünya, kalkanların arkasından izlenecek kadar uzun, kalplerimizi saklayacak kadar merhametli değil. Ben artık” güçlü” görünmekten vazgeçip, sadece” insan” olmanın o kusurlu ama samimi hafifliğini seçiyorum.

EBRULİ