KUSURDAN TAHT

İnsan olarak garip bir huyumuz var. Bir başkasının eksikliğini gördüğümüzde dayanamıyoruz, hemen söylemek istiyoruz. Söylerken de çoğu zaman fark etmiyoruz ki aslında kendi mükemmelliğimizi ilan ediyoruz…Dilimizle onun hatasını işaret ediyoruz ama kalbimizin gizli odasında “ben böyle değilim, ben daha iyiyim” cümlesi yankılanıyor. İşte tam da burada başlıyor asıl mesele.

Kusurları konuşmak, bize kendimizi değerli hissettiriyor. Sanki karşı taraf ne kadar eksikse biz o kadar tamız. O ne kadar yanlışsa biz o kadar doğruyuz. Bu, farkına varmadan büyüttüğümüz bir yanılsama. Bir çeşit hastalık. Çünkü bu alışkanlık, bizi kendi eksiklerimizi görmekten alıkoyuyor.

Hepimiz insanız ve hepimizin tamamlanmamış yanları var. Ama başkasının kusurunu görmek çok kolay, kendi kusurunu görmek ise cesaret istiyor. Kendine ayna tutmak, dışarıya ayna tutmaktan çok daha zordur. Çünkü başkasını eleştirdiğinde gururun kabarır, kendini yüceltirsin. Ama kendine döndüğünde kibirin incinir, nefsin rahatsız olur..

Ve fark etmeden hayatımızda şu dengeyi kuruyoruz; “Başkalarının eksiklerini sayarak kendimi güçlü hissedeyim.” Fakat bu denge sahte bir denge. Çünkü kimseyi küçümseyerek büyünmez. Kimseyi yargılayarak olgunlaşılmaz.

Kendi içimize bakmayı bıraktıkça kusur avcılığı artıyor. Bir noktadan sonra bu alışkanlık öyle yerleşiyor ki ilişkilerimizi bile tüketmeye başlıyor. Yakınlarımızı eleştirmek, onları sürekli eksik görmek, aslında içten içe bizi de yalnızlaştırıyor. Çünkü insan, kendini sürekli eksik bulan birinin yanında güven içinde hissedemez.

Şunu unutmamak gerek;Bir kusuru söylemek bazen iyileştirici olabilir, ama niyet çok önemlidir. Eğer niyetimiz “düzeltmek” değil de “üstün görünmek” ise, o cümle hiçbir yaraya merhem olmaz. Tam tersine yeni yaralar açar.

Belki de asıl olgunluk, bir kusur gördüğümüzde önce kendimize sormaktır;

“Ben bunu neden söylemek istiyorum? Gerçekten onun faydasına mı olacak, yoksa ben kendi mükemmelliğimi gizlice ilan mı ediyorum?”

Hayat bize şunu öğretiyor;Kusur avcılığıyla değil, kusurunu kucaklayabilen insanla yol yürünür. Çünkü kusurlarını görebilen insan şefkatlidir, anlayışlıdır, merhametlidir. Kendini hatasız gören ise hem başkasına hem kendine en acımasız kişidir.

Gerçek mükemmellik, hatasız olmak değil; hatasını görebilecek kadar dürüst olmaktır…

Yani sevgili okurlarım kusurları konuşmak kolaydır. Zor olan, kendi kusurunla yüzleşmektir. Eğer gerçekten büyümek istiyorsak, dilimizi başkasının eksiklerinden çekip gözümüzü kendi içimize çevirmeliyiz. Çünkü hiçbirimiz mükemmel değiliz; ama hepimiz, kusurlarımızla insanız. Ve belki de bizi değerli kılan tam da budur…

EBRULİ