YANMADAN AŞK OLMAZ

Aşkın olduğu yerde akıl yoktur. Çünkü akıl hesap yapar, ölçer, biçer, ihtimalleri tartar. Aşk ise bütün ihtimalleri yakar, geriye yalnızca tek bir hakikati bırakır;sevmek. İnsan aklıyla yüzlerce yol görür ama aşk o yolları tek bir yola indirir. O yol, gözü kör eden, kalbi ateşe atan bir yoldur.Aşkın olduğu yerde irade yoktur. Çünkü irade bir seçimdir, bir tercih yapabilmektir. Oysa aşka düşen insanın tercihi yoktur. Artık kendi benliği ile hareket etmez; gönül dediğimiz o görünmez merkez, onu başka bir kudretin eline teslim eder. Bu yüzden âşık, kendi üzerinde bile söz sahibi değildir.Aşkın olduğu yerde hiçbir kural yoktur. Kural düzen getirir, sınır koyar. Aşk ise sınır tanımaz, kural dinlemez. Çünkü aşk bir isyan değil, bir teslimiyettir. İnsan kuralların dar kalıplarına sığmaz, aşk onu taşır, kabından taşan bir su gibi her şeyi sarar.Ve aşkın olduğu yerde sabır da yoktur. Sabır beklemektir, aşk ise beklemeyi bilmez. Çünkü âşık için zamanın kendisi yanmıştır. Bir pervane gibi ateşe koşar, yanacağını bile bile. Bu yanışın içinde hem acı hem lezzet vardır. İşte o yüzden aşk ehli sabredemez, çünkü onun sabrı çoktan aşkın ateşinde erimiştir.Aşk, Vedûd isminin bir tecellisidir. Allah’ın “sınırsız, saf sevgi” anlamına gelen bu ismi, insana aşk vasıtasıyla dokunur. Aşk kendinden başka hiçbir şeyin varlığına izin vermez; insanın içinde ne kibir bırakır, ne hesap, ne çıkar. Hepsini siler, geriye yalnızca yanış kalır.Aşık olan mutlaka çılgındır. Çünkü normal insan aklıyla ölçtüğünde delilik gibi görünen bir hâle düşer. Kabına sığmaz, ne dosttan utanır, ne düşmandan. İçinde öyle bir taşkınlık vardır ki, onu saklamaya gücü yetmez. O taşkınlık aslında aşkın bir tezahürüdür.Ben aşkı yaşadığımda anladım ki, aşk bir duygu değil, bir hâlmiş.İnsanı dönüştüren, altüst eden, tüm dengelerini bozan bir hâl. Tasavvufta derler ki; “Aşk, kulun ilahi ateşe düşmesidir.” Ben de o ateşe düştüm, yandım, defalarca küle döndüm. Ama her külden yeni bir ben doğdu.Aşk insana hem güç verir, hem acizliği öğretir. Hem zirvelere çıkarır, hem yerle bir eder. Ama her hâlükârda insanı kendinden alır, daha büyük bir hakikate teslim eder. Bu yüzden aşk bir armağandır. Acı verse de, yaksa da, ruhun uyanışını sağlar.Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki; aşk olmadan insan tamamlanamazmış. Akıl insana yol gösterir, ama aşk o yolu yürütür. İrade insana tercih sunar, ama aşk seçtirdiğini yaşatır. Kurallar insana sınır çizer, ama aşk o sınırların ötesine taşır. Sabır insana zaman kazandırır, ama aşk zamanı yok eder.Ve işte o zaman, insan kendi hakikatine yaklaşır. Çünkü aşk, insanın kendi içindeki ilahî parçayı hatırlamasıdır. Sevmek aslında kendine dönmektir.Benim hikâyem, aşkın ateşine düşmüş bir pervanenin hikâyesi. Belki delilik, belki çılgınlık. Ama aynı zamanda en gerçek, en sahici hâlim. Çünkü biliyorum;aşkın olduğu yerde başka hiçbir şeyin hükmü yoktur….

EBRULİ