YANGINLA ISINMAK MI?GÜNEŞLE AYDINLANMAK MI ?

Hayat bazen bizi iki uçurumun tam ortasında bırakıyor.Bir yanda,adını duyduğumuzda içimizde fırtınalar koparan,peşinden koşarken dizlerimizi parçaladığımız o vahşi “AŞK VE TUTKU”diğer yanda ise fırtınalı denizlerden sonra sığındığımız o sessiz,derin,şefkat dolu liman.Çoğumuz gençliğin o mağrur kibriyle ilkinin sarhoşluğuna kapılırız.Bir ömrü o yüksek voltajlı duygunun peşinde,adeta bir pervane gibi ateşe doğru uçarak tüketmeyi”yaşamak”sanırız.Oysa Nietzsce’nin o sarsıcı uyarısını kulak arkası ederiz.”Tutku,insanı kendisinden bile üstün bir yere taşır”der ama ekler;Aynı zamanda insanı kendi uçurumuna da yaklaştırır.Tutku, doğası gereği bir pathos’tur;yani hem arzu hem de acı çekmek demektir.Bir ömrü bu yakıcı döngüde “çürütmek”aslında bitmeyen bir açlığa ve her sabah başka bir eksiklikle uyanmaya mahkum etmektir kendini.

Sonra bir gün,dünya üzerinize yıkıldığında ya da bir hastalık,halsizliğiyle yatağa düştüğünüzde,gerçek başka bir yerden fısıldar size.Başucunuzda oturan,”canınız yanıyor”diye gözleri dolan o adamı/kadını fark edersiniz.Sizin nefes alışınızdaki en ufak bir değişimi bile kalbinde hisseden,size kıyamayan o bakış,,Ahhh o bakış..

Dünyanın en büyük devrimi ,bir insanın size duyduğu o istikrarlı şefkattir.Çoğu insan şefkati “sıkıcı”veya ‘fazla güvenli’bulur.Oysa şefkat,dünyanın en zor zanatıdır.Erich fromm,Sevme sanatı’nda sevgiyi bir duygu değil,bir irade ve eylem olarak tanımlar.Şefkatli bir adamın istikrarı,bir sabah uyanıp gitmeyeceğinin garantisi değildir sadece;o her sabah yeniden sizi sevmeyi ve korumayı seçme gücüdür.Düşünün ki;ateşler içindesiniz .dünyayla bağınız kopmuş.Başucunuzda oturan adam,sizin acınızın ağırlığı altında eziliyor.Sizin gözyaşınız onun kalbine damlıyor.Bu,sadece bir sadakat göstergesi değildir,bu iki ruhun birbirine dokunmasıdır.

Bir insanın size kıyamıyor oluşu,size dünyadaki tüm şiirlerin veremediği o eşsiz güven duygusunu verir.

Tutku size”seni istiyorum”derken,şefkat sana ihtiyacım var ve seninleyim der.Tutku alıcıdır,şefkat ise sonsuz bir vericilik.Bir ömrü tutkuyla tüketmek,parıltılı ama içi boş bir kadeh taşımaktır.Şefkat dolu bir adamla/kadınla yaşlanmak ise,her geçen gün daha da derinleşen bir nehirde huzurla akmaktır.Nietzche’nin bahsettiği o “üstinsan”belki de acıya dayanabilen değil,bir başkasının acısını kendi derisi gibi hissedebilen o şekatli ruhtur.

Hayatımızın sonuna geldiğimizde,geriye dönüp baktığımızda neyi hatırlayacağız ?Bizi uykusuz bırakan o yakıcı,bazen de yıpratıcı heyecanları mı ?Yoksa düştüğümüzde bizi kaldıran,ağladığımızda gözümüzdeki yaşı silerken elleri titreyen o elimi ?İstikrar sıkıcı değildir ;İstikrar,bir ruhun diğerine verdiği en büyük sözdür.Şefkat zayıflık değildir;şefkat,bir insanın başka bir insan için feda edebileceği en büyük varoluşsal güçtür.Yaralarımızı tutkuyla açmış olabiliriz ama o yaraları sadece şefkatle,üzerine titreyen o adamın/kadının merhametiyle iyileştirebiliriz.Bir ömür,size kıyamayan birinin kalbinde dinlenmek için yaşanmaya değerdir.Çünkü günün sonunda,ilkinin bizi ne kadar heyecanlandırdığı değil;ilkinin biz acı çekerken bizimle beraber nefesinin kesildiği kalır aklımızda.Gerçek aşk,yanıp kül olmak değil;o güvenli sıcaklıkta,incinmeden,yeniden ve yeniden çiçek açmaktır…

EBRULi