YARABANDI DEĞİL, YOLDAŞ OlMALI AŞK..

İnsanın kalbi yaralı olduğunda, bir süre sonra herkesten uzaklaşmaya başlıyor.Belki dışarıda seni bekleyen bambaşka, daha büyük bir aşk var… Ama insan, kendini iyileştirmeden o kapıları açamıyor yeni birine. Yeni gelen birine kendini bırakmamak, kimseyi yara bandı gibi kullanmamak, kimseyi incitmemek adına bilinçli bir şekilde geri duruyorsun herkesten..Ben de tam böyle bir dönemdeydim; içime çekilmiş, sessizliğin içinde kaybolurken tanışmıştım onunla. Naif, beyefendi, ince düşünen ve varlığı kıymetli bir adamdı.

Her sabah saat 7’de sahile yürüyüşe gidiyordum. Kulaklığımı takıp uzun uzun düşünüyor, aynı soruyu kendime tekrar tekrar soruyordum: “Ben ne zaman iyileşeceğim?” Bir ay boyunca her sabah aynı saatte aynı sahilde yürüdüm. Derken bir sabah şekerim düştü ve fenalaştım. Tam yere yığılmak üzereyken bir el beni arkamdan tuttu. Gözüm kararmıştı ama o el beni yere düşmekten kurtardı. Beni en yakın banka oturttu, “Muhtemelen şekeriniz düştü, bana da oluyor, bu yüzden yanımda çikolata taşırım,” diyerek ceketinin cebinden bir çikolata çıkardı ve uzattı. O an ne olup bittiğini tam anlayamamıştım ama birkaç dakika sonra kendime geldiğimde teşekkür ettim. Desteğinin karşılığında ona bir kahve ısmarlamak istediğimi söyledim.

Kabul etti ve sahildeki bir kafeye oturduk, sohbet etmeye başladık. Farklı biriydi… Yani farklı dediysem, kötü bir farklılık değil; alışılmışın dışında, kendi karakteri olan, derin bir adam. Aynı şeyi oda benim için düşünmüş. “Ne kadar enteresan bir kızsın. Baktığın yer ne kadar da derin ve farklı… Demek ki hayatıma başka bir pencereden bakmayı öğretmek için geldin,” dedi ve gülümsedi. Üç saat boyunca oturduk. İnsan hiç tanımadığı biriyle üç saat boyunca susmadan nasıl konuşabilir? Biz konuştuk..Ama ruhlar derinse, konuşmalar da öyle oluyor… Unutmayın.
Biz 3 ay boyunca her sabah sahilde yürümeye devam ettik. Aynı saatte buluşuyor, derin sohbetlere dalıyorduk. Birbirimizden akıl alıyor, fikir alışverişlerinde bulunuyorduk. Bazen canımızı yakan şeyleri anlatıyor, birlikte üzülüyor, birlikte çözüm arıyorduk. Uzun zaman sonra bana iyi gelen ilk insan olmuştu. Diğerlerinden çok farklıydı. İnce düşünceli, anlayışlı, iyi bir dinleyiciydi. İlk kez bir erkekle dost olabileceğimi hissetmiştim. Ne anlatırsam anlatayım beni hiç yargılamıyordu. Hatta bir gün bana şöyle demişti..“O kadar dürüstsün ki, hataların bile sana yakışıyor. Seni sen yapan bunlar. Bence sen her halinle kabul edilip sevilebilecek birisin.

Neyse işte beni bazen güldürüyor, bazen düşündürüyor, bazen de içime ışık oluyordu. Ama üç ay boyunca yalnızca sabah yürüyüşlerinde görüşmüştük. Ne ben, ne o bir adım daha ileri gitmeye çalışmamıştık. Ta ki üçüncü ayın sonunda bir mesaj gelene kadar…

“Akşam müsait misin? Seni bir yemeğe davet etmek istiyorum. Konuşmak istediklerim var.”

Şaşırmıştım. 3 ay boyunca böyle bir teklif hiç gelmemişti. Merakla kabul ettim. Akşam olduğunda Beşiktaş’ta çok şık bir restoranda buluştuk. Neden böyle özel bir yeri seçtiğini içimden sorgularken, merakım daha da arttı. Oturduk, yemekleri söyledik. Sabırsızlanıyordum; “Yemek gelmeden söyleyecek misin?” dedim.
Evet dedi ve o an… Elimi tuttu. Kalakaldım. Zihnim birden hızla çalışmaya başladı;Hayır, yapma… Lütfen bunu yapma… Seni böyle kaybetmek istemiyorum…

Ama o çoktan kararını vermişti.

“Ben sana âşık oldum,” dedi. “Bu duyguyu daha fazla içimde tutmak istemiyorum. Biliyorum, yaralısın. Kalbinde hâlâ başkası var. Ama ben seni o kadar çok seviyorum ki sevgimle seni iyileştirebileceğime inanıyorum. Seni hatalarınla, kırıklarınla, seni sen yapan her şeyinle seviyorum. Bize bir şans verirsen, seni asla pişman etmem.”

O an o sustu. Sıra bendeydi. Ama kelimeler boğazıma düğümlendi. Suratım düştü, içim parçalandı. Çünkü ona karşı aynı duyguları hissetmiyordum. Ona hayır demek zorundaydım… Çünkü o, kimsenin hikâyesinde yara bandı olmayı hak etmeyecek kadar özel bir adamdı.
Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım;

“Sana klasik ‘ama’larla başlayan cümleler kurmayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum: Sen benim için o kadar kıymetlisin ki… Hiç kimsenin geçici yarasına merhem olacak kadar sıradan biri değilsin. Kalbimde ve aklımda hâlâ başkası varken, seni kendi karanlığıma çekemem. Seni anlıyorum. Aşık olunca insan her şeyin mümkün olduğunu sanıyor. Ama zamanla gerçek başka bir yüzünü gösteriyor inan bana. Karşındakinin duygusal dengesizlikleri bir süre sonra insanı tüketmeye başlıyor. Ve bir süre sonra kendini tanıyamaz hâle geliyorsun. Ben ne sana, ne kendime bunu yapamam. Çünkü sen, her hâlinle iyileşmiş bir kalbin hak ettiğisin.”Üzülmüştü… Ben de üzülmüştüm. Çünkü onu bu şekilde kaybetmek, bir daha göremeyecek olmak canımı yakmıştı. Ama doğru olanı yapmıştım. Bencil olamazdım. Kendimi iyileştirmeden kimseyi kendi girdabıma çekemezdim.
Bazen karşımıza çıkan insanlar bizi sevgiyle iyileştirmek ister. Ama ne olursa olsun, kimse başkasının eksik parçalarını tamamlamak zorunda değildir.

İnsan, kendi yaralarını sarmadan başkasının hikâyesine dahil olmamalı. Çünkü kimsenin kalbi geçici bir yara bandı değildir…Herkes özeldir ve biriciktir..

EBRULİ



Yorumlar

“YARABANDI DEĞİL, YOLDAŞ OlMALI AŞK..” için 2 yanıt

  1. Çok ince bir düşünme yapın var yazılarını gerçekten çok seviyorum ve devamını da kesinlikle bekliyorum
    Çoğu insan bu teklifi kabul edip yara bandı gibi kullanmayı tercih ederdi ve ileride karşıdaki adamı gerçekten üzecek davranışlarda bulunurdu aklındakini unuttuğu için ama sen ikinizinde hayatını kurtarmışsın

  2. Yeni yazıyı büyük bir heyecanla bekliyorum gerçekten dikkatli okuyan içindeki verilen şeyi anlar yaşanmışlıkları anlatırken insanlara akıl olup tavsiye vermen gerçekten çok iyi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir