KENDİNİ HATIRLA;FAZLA EMPATİ KİŞİNİN KENDİ KUL HAKKINA GİRMESİDİR…

İnsanların içinden geçeni anlamak, Benim için doğuştan gelen bir yetenekti. Kimse bana bu konuda bir şey öğretmemişti. Karşımdaki kişi suskun bile olsa, ne hissettiğini anlayabiliyor, hangi sözle iyileşeceğini hissedebiliyordum.Henüz çocukken bile annem ağladığında ne söylemem gerektiğini bilen bir içgüdüm vardı. Başkalarının acısını kendi acım gibi hissederdim. Belki de bu yüzden, kendi içimde ne taşıdığımı çoğu zaman fark edemezdim..

Benim için önemli olan kendi ihtiyaçlarım ya da isteklerim değildi. Önce karşımdakini mutlu etmek isterdim.Lise yıllarında arkadaş çevrem genişti, ama kendimi en yalnız hisseden de bendim. Çünkü her zaman dinleyen bendim. Dert anlatan çoktu, ama beni anlayan yoktu. Kendi üzüntümü dile getirdiğimde,çoğu zaman “Sen güçlüsün, halledersin zaten” cümlesiyle karşılaşırdım. Bu söz bile, benim görünmeyen yüklerimi daha da ağırlaştırırdı.

Üniversite yıllarım, içsel yalnızlığımın en yoğun yaşandığı dönemdi. Sınavlar, arkadaşlıklar, aile sorumlulukları derken; başkalarının sorunlarını omuzlamaktan kendime ait zaman dilimlerimi kaybetmiştim.Geceleri uyumadan önce hep şunu düşünürdüm;“Acaba bugün birinin kalbini rahatlatabildim mi?Ama hiç şunu sormazdım; “Benim kalbim rahat mı?

Ben her zaman kendi duygularımı hep ikinci plana atmıştım. Ne zaman üzülsem, kendime şöyle derdim “Benim üzülmeye hakkım yok. Ben güçlü olmak zorundayım.” Bu içsel baskı, zamanla beni tükenmiş bir noktaya getirmişti. Ama bunu kimse fark etmemişti. Çünkü ben yorgunken bile gülerdim,acılıyken bile herkese şifa olmaya çalışırdım,İçimde kırılan parçalar sessizce dökülürken bile kimseye belli etmezdim..

Bir gün çok yakın bir arkadaşım bana şunları söyledi;

“Sen herkese dokunuyorsun, herkesin derdine yetişiyorsun. Ama farkında mısın, kimse sana sormuyor; ‘Sen nasılsın?

Bu cümle, benim içimde yıllardır bastırdığım duyguları harekete geçirdi. İlk kez, kendimi bu kadar çıplak ve görülmüş hissettim. O an, hayatım boyunca gösterdiğim bütün fedakârlıkları, yaptığım tüm iyilikleri, kimseye yük olmadan taşıdığım yükleri bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim.Ve o an fark ettim ki, başkalarını iyileştirmek için kendimi ihmal etmiştim. Kalbimin içinde bir yer, artık sessiz kalmak istemiyordu.

Ve ben hayatımda ilk kez sınır çizmeyi öğrenmeye başladım. Artık her “evet”in arkasında kendimi yok etmemeyi seçiyordum. İnsanlara yardım etmeyi bırakmadım,ama artık kendimi de o insanlar kadar değerli görmeye başladım. Kendi duygularıma saygı duymayı öğrendim. Yardım etmek ile kendimi feda etmek arasındaki farkı ilk kez kavradım. Ve bu fark, benim hayatımı değiştirdi.

Ve ben artık biliyordum ki; gerçek empati, sadece başkalarının acısını anlamak değil, kendi içindeki acıyı da görüp ona şefkatle yaklaşabilmekti.

Yani sözün özü burada ki sizlere de en önemli mesajım ;

Empati, yalnızca bir başkasının duygularını anlamak değildir.Empati, aynı zamanda o kişinin acısını yargılamadan kabul etmek, onunla duygusal bir bağ kurabilmektir. Ancak çoğu zaman, empati kurma çabası içinde insan kendi duygularını ihmal edebilir. Başkalarının acısını dindirmeye çalışırken, kendi içinde büyüyen sessiz yaraları fark edemeyebilir.

Birçok insan, karşısındakini anlamaya çalışırken kendini ikinci plana atar. Bu tutum, başlangıçta fedakârlık gibi görünür. Fakat zamanla, insanın iç dünyasında bir boşluk oluşur. Çünkü sürekli başkalarının ihtiyaçlarına yönelen bir kalp, kendi ihtiyaçlarını susturarak yorgun düşer. Duygularını bastıran bir insan, uzun vadede hem kendiyle hem de çevresiyle sağlıklı ilişkiler kuramaz.

Empati göstermek elbette değerlidir. Fakat gerçek empati, sadece başkasını anlamakla sınırlı kalmamalıdır. Gerçek empati, insanın kendi duygularını da aynı özenle fark etmesiyle mümkün olur. Kendi duygularına değer vermeyen bir insan, zamanla tükenmişlik hissiyle baş başa kalır. Bu durum, dışarıdan anlaşılması zor bir ruhsal yorgunluğa dönüşür.

İnsan, önce kendini anlamaya çalışmalıdır. Kendi iç sesini duymayı başaramayan biri, başkalarının sesine sağlıklı şekilde yanıt veremez. Kendi ihtiyaçlarını gözetmeyen bir kalp, bir süre sonra başkalarına sunduğu sevgide de zorlanmaya başlar. Çünkü sevgi, sadece vermekle değil, aynı zamanda kendine de şefkat göstermekle dengede kalabilir.

Empati, başkalarını anlamaya çalışırken kendini kaybetmek değil, hem kendine hem de karşındakine adil davranabilmektir.

Asıl güçlü olan, hem karşısındakinin acısına merhametle yaklaşabilen hem de kendi acısını görmezden gelmeyen kişidir.

EBRULİ