İnsan insana lazımdır, evet. Fakat bazı insanlar vardır ki, hayatınıza kattıkları tek şey negatifliktir. Sizi aşağı çekerler, enerjinizi emerler, ruhunuzu daraltırlar. Böyle durumlarda insanın insana lüzumu kalmaz. Kuru kalabalıktansa, omurgalı bir yalnızlığı tercih ederim.
Benden yaşça büyük bir tanıdığımla bu konuyu sık sık tartışırdık. Bana, “Sen insanları çok çabuk siliyorsun. Bu böyle devam ederse bir gün yapayalnız kalırsın,” derdi. Ona göre, özellikle iş hayatında kim olursa olsun, insanlarla bağları koparmamak gerekiyordu. Çünkü bir gün bir yerde yine karşılaşılabilir, bir şekilde ihtiyaç duyulabilirdi. Bu yüzden, dürüst olmasalar bile birçok insanla ilişkisini sürdürüyor, “Lazım olur,” diyerek görmezden geliyordu bazı şeyleri.
Fakat hayat kimseyi boş bırakmıyor. Bu konuşmalarımızdan çok kısa bir süre sonra, onun sözde kategorize ettiği insanlardan biri ona ciddi bir şekilde zarar verdi. O gün gelip de bu durumu bana anlattığında, yüzüne bir şey söylemedim ama içimden şunu düşündüm;Birinin sana zarar vermesine bir kez izin verirsen, devamı kaçınılmazdır. Çünkü bu bir alışkanlık haline gelir. Hele ki sırf bir gün işine yarar diye karakterine ters insanlara tahammül ediyorsan, bu sadece çıkarcılık değil, aynı zamanda bir duruşsuzluktur. Oysa iş ahlakında bile omurga gerekir.
Eğer bir iş, onurumu, gururumu ve değerlerimi ezip geçecekse; o işin, o kazancın, o “bir gün lazım olur”un hiçbir kıymeti yoktur. Üç kuruş eksik olsun, ama öz olsun, temiz olsun.
Ben de bir dönem, sırf çok fazla yalnız kaldım diye kendime hiç uymayan insanlarla arkadaşlık kurmaya çalıştım. Kalabalıklar içinde kaybolmayı, sessizliğime tercih ettim. O kadar yalnız hissediyordum ki, içten içe o insanların bildiğim eksilerini kendi kalbimde artıya çevirmeye çalışıyordum.Sende kusursuz değilsin diyip durdum kendime ve belki bu sefer yanılacağım, bu sefer dostluklarım farklı olacak dedim. Ama olmadı. O insanların arasında kendim olamıyordum. Ben daha derin şeyler konuşmak isterken, onlar yüzeysel, boş ve çoğu zaman bel altı konulardan söz ediyordu..
Kendimi ikna etmeye çalıştım bir süre. “Herkes seninle aynı yerden bakmak zorunda değil,” dedim. Ama zamanla gördüm ki, sadece yüzeysellik değil sorun olan. O ortamda fesatlık, kıskançlık, manipülasyon ve kötülük o kadar yoğundu ki; daha önce hiç duymadığım şeyleri o masalarda duydum. İnsanların özel hayatları, sırları, mahremiyetleri içki sofralarında dedikoduya dönüştürülüyordu. Evli kadınların sırları öyle ulu orta ifşa ediliyordu ki, bir gün bir aile yıkılsa şaşırmazdım.
O gün kendime şunu söyledim: Bugün bu masada olmayanlar konuşuluyorsa, yarın bu masada sen olmadığında sen de konuşulacaksın. Ve bu konuşmalar öyle incitici olacak ki, yine hayal kırıklığına uğrayacak, belki de uzun bir süre kendine gelemeyeceksin. Nitekim öyle de oldu. O insanlar bir gün geldi, beni de masalarına meze yaptılar. Duyduklarım dışında daha neler konuşuldu, neler uyduruldu bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Ama şunu biliyorum;Benim en büyük hatam,umut edip yine insanlara güvenmekti. İyi niyetli olmak, her zaman iyilikle karşılık bulmuyor..
Hayat seni eğer kazık yemekten akıllanmazsan, seni dürüst olmayan, ikiyüzlü, manipülatif ve omurgasız insanlarla sınamaya devam eder.Ben bu süreçte şanslıydım. Çünkü onların gerçek yüzünü zamanında görebildim.Ve hayatımdan hiç düşünmeden çıkardım..Beni bilen bilir bilmeyende kendi gibi bilir dedim ve yoluma devam ettim..
Ama birde bu insanların gerçek niyetini göremeyenler var?Göremeden bu insanların kurbanı olanlar var!!Hala onların maskelerine inananlar var ?Mesela bazı insanlar zarar verirken bile bunu sizin iyiliğiniz için yaptığını söyler. Sizi düşündüğünü iddia eder. O kadar iyi bir manipülasyon sergilerler ki, siz de inanırsınız. Fakat bir gün uyanabilirseniz, altındaki gerçek niyeti görürsünüz: Kendilerini düşünmüşlerdir, sizi değil.
Bu yüzden, insan kalabalığınının içinde kaybolmaktansa, omurgalı bir yalnızlıkta var olmayı tercih ederim.Çünkü insan her şeyden önce kendi huzuruna ve vicdanına iyi gelmeli. Her ne pahasına olursa olsun, insanlığını kaybetmemeli. Kalabalık olmak değil, değerli olmak gerek. Kiminle yürüdüğünden çok, nasıl yürüdüğün önemli. Ve bazen en doğru yol arkadaşın, sadece sen olursun.
EBRULİ