Bazı insanlar vardır, varlıkları bile çevrelerine güven verir. Hayatın her türlü zorluğu karşısında dimdik dururlar. Ne fırtına onların belini büker, ne de sarsıntılar köklerinden söker. Onlara bakınca sanırsınız ki hiçbir acı onları incitemez, hiçbir kelime kalplerini yaralayamaz. Çünkü güçlü görünürler. Hep güçlü…
Ama işte tam da bu yüzden, kimse onların da kırılabileceğini düşünmez…
Toplum, gücü genellikle dış görüntüyle ölçer. Sert duruşlar, kararlı bakışlar, soğukkanlı tepkiler… Herkes zanneder ki bu insanlar duvar gibidir; ama kimse o duvarın arkasına bakmaz. Oysa belki de o dimdik duran bedenin içinde, her söze alınan bir kalp çırpınmaktadır. Belki de “iyiyim” diyen o insan, gece olduğunda kendi içinde paramparça oluyordur…
İnsanlar, genellikle görsel olanla yargılar. Yüzünde gülümseme olanın derdi yok sanılır. Ayakta kalan kişi, güçlü kabul edilir. Fakat kimse düşünmez;Belki de o kişi, düşmeyi göze alamayacak kadar yalnızdır. Belki de bir kere daha yıkılırsa, bir daha kalkamayacağını bildiği için, mecburen güçlü görünüyordur.
Bazen bir insan, o kadar yara alır ki artık kimseye yük olmamak için kendi yarasını kendi sarmayı öğrenir. Gözyaşlarını içe akıtır, acısını sessizce taşır. Çünkü çevresindekiler ona bakıp “Sen zaten güçlüsün” der. Ama hiç kimse şunu sormaz: “Senin güçlü olmak zorunda olmadığın bir yerin var mı?”
Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, bir noktadan sonra insanı duygularını bastırmaya iter. Üzülse de belli etmemeye çalışır. Kırıldığı anlarda bile sessiz kalır. Çünkü artık o, herkesin dayandığı bir direk olmuştur. Ve o direk yıkılırsa, çevresindeki herkesin dengesi bozulacaktır. Bu yüzden susar… içine atar…
Ama bu sessizlik, zamanla içte bir yorgunluğa dönüşür.
Güçlü olmak, güzel bir erdemdir. Fakat sürekli güçlü görünmeye zorlanmak, insanı duygusal açıdan izole eder. Bir yerden sonra “Benim de sarılmaya ihtiyacım var” diyemez hale gelinir. Oysa güçlü olmanın en doğal hâli, insanın kendi zayıflığını kabul edebilmesidir.
Senin dağ gibi duruşunun ardında, belki de geçmişinde defalarca bastırılmış bir gözyaşı var. Belki de hiç anlatamadığın hayal kırıklıkların var. Ve bu dünyada sana “ağlama, güçlü ol” diyen onca sese rağmen hâlâ duygularını koruyorsun. İşte bu, gerçek bir güçtür..
İnsan, yalnızca yumruklarıyla değil; merhametiyle, anlayışıyla, affedişiyle de güçlüdür. İçindeki yumuşak kalbi saklamaya çalışma. Çünkü o kalp, seni insan yapan şeyin ta kendisidir. Sert görünmek zorunda değilsin. Kırıldığını belli etmek seni zayıf yapmaz, aksine seni daha insani ve derin biri yapar.
Bazen “Ben de yoruldum” demek, en büyük cesarettir….
EBRULİ