KUR’AN’DA ‘OKU’ DENDİĞİNDE ASLINDA NEYİ OKUMALIYDIK?

Kur’an’ın ilk emri “Oku!”Ne bir kitap, ne bir yazı, ne de bir belge… Ortada okunacak hiçbir şey yoktu. Ama bu bir çağrıydı. Kalbe, akla ve ruha yapılan bir çağrı… Çünkü Allah, insanın kâğıttan değil, varlıktan okumasını ister. Gözle değil, kalple okumasını. Harflerle değil, hikmetle anlamasını.

“Oku, Rabbinin adıyla…” der Kur’an. Çünkü Allah’sız bir okuma, insanı sadece bilgiyle doldurur ama hikmetten uzaklaştırır. Oysa Rabbin adıyla yapılan her okuma, gönle irfan indirir. Gönül gözüyle görüleni sıradan göremezsin. Bir kuş sadece bir kuş değildir. Bir ağaç sadece bir ağaç değildir. Her varlık, Yaradan’ın sessiz bir ayetidir. Kimi uçarak zikreder, kimi kök salarak secdeye varır.

Ağaç, toprağın sabrını taşır dallarında. Hiç konuşmaz ama her mevsim başka bir ders verir insana. Baharda yeniden doğmayı, kışta sabretmeyi, sonbaharda bırakmayı öğretir. Allah’ın adıyla bakıldığında, yaprak döken bir ağaç bile “teslimiyet”in sessizliğini anlatır. Hiç direnmeden döker yükünü, şikâyet etmeden çıplak kalır, ama her defasında yeniden yeşerir.

Kuş, rızkını ararken sabahın erken saatlerinde uçar. Ne yiyeceğini bilmez, nereye gideceğini de… Ama yola çıkar. Bu, tevekküldür. İnsan, o kuşun kanatlarında görmelidir Allah’a güvenin ne demek olduğunu. Her gün rızkı ona ulaştıran bir Kudret varsa, insana da “yerinden kalk” demektedir. Allah, kendine güvenene kapılarını açar; kalbine düşeni yola dönüştürür.

Kuran,her varlığa Allah’ın bir nişanesi olarak bakmayı öğretir. Dışarıdaki her varlık, içerideki bir sırrı yansıtır. Kuş, özgürlüğün sembolü değildir sadece, teslimiyetin de sesidir. Ağaç, gölge sunan bir canlı değildir yalnızca; sadakatin ve vakarın durağan halidir. Rüzgâr esince eğilir ama köklerinden kopmaz. İnsan da böyle olmalıdır. Dıştan esen ne varsa, içteki sağlam köke zarar vermemelidir.

Oku…” denmiştir çünkü unutulmuştur. İnsan varlığı okumayı unutmuştur. Gökleri, dağları, taşları… Hayatındaki her işareti sadece fiziksel gözle algılar hâle gelmiştir. Oysa kalp körse, göz açıklığının hiç bir anlamı yoktur. Gözle görülenin ardında, gönülle anlaşılması gereken sırlar vardır. Ve Allah, o sırrı ancak samimiyetle okuyanlara açar.

Allah’ın adıyla bakılmayan her şey eksik görülür. Bir ağacın yalnızca gövdesine bakılır ama onun sabrına dokunulmaz. Bir kuşun sadece sesine dikkat edilir ama onun tevekkülüne kulak verilmez. Oysa her varlık, Allah’a kulluk eden bir aynadır. Ve her ayna, kendine değil, kendisinde yansıyan hakikate bakmayı öğretir.

Kur’an, bir kitap olarak değil; bence bir hayat dersi olarak okunmalıdır. İlk emir de zaten bu yüzdendir: “Oku!” Çünkü okumak, sadece kelimelere değil, evrene şahitlik etmektir. Kalbe gelen her hissi, dışarıdan gelen her olayı, hayata giren her insanı Allah’ın bir imtihanı, bir mesajı, bir hatırlatması gibi okumaktır. Bu okuma, ilim değil; irfandır.

İnsan kendini okumadan, kâinatı anlayamaz. Kalbini susturmadan, Allah’ın sesini duyamaz. Aslında,tasavvufun özünde de bu vardır;Kalabalıkların içinde sessizleşmek, gürültüde Hakk’ı duymak, sıradan görünen bir ağacın içinde Allah’ın sanatını görebilmek…

Yani kur’an’ın ilk ayeti olan “Oku” emri, yalnızca kitap okumayı değil, hayatı, insanı, doğayı, duyguları ve olayları Allah’ın adıyla, yani bilinçle okumayı öğütler. Bir ağaca baktığında sabrı, bir kuşa baktığında tevekkülü, bir sessizliğe kulak verdiğinde Allah’ın rahmetini görebilmek ancak kalbi eğitmekle mümkündür. Tasavvuf, insanı iç dünyasını tanımaya ve dış dünyaya Allah’ın gözüyle bakmaya çağırır. Her şeyin ilahi bir anlamı olduğunu fark ettiğinde, dünya artık sadece dünya olmaktan çıkar. Her an, her görüntü, her olay bir derse dönüşür. Bu yazımın çağrısı sizlere de budur;Hayata kalple bak, her şeye Allah’ın adıyla dokun ve varlığı bir kitap gibi oku. Çünkü her şey, okunmayı bekleyen bir ayettir..

EBRULİ