SABIR ACIDIR,MEYVESİ TATLIDIR..

Hayat, bazen bize sabrı taş gibi sert, diken gibi sivri bir yoldan öğretir. Kolay değildir sabretmek. Hele ki doğuştan sabırsız bir ruha sahipseniz, beklemek, durmak, susmak ya da geri çekilmek büyük bir sınav gibi gelir. Hep bir şeyleri hemen yapmak istersiniz. Aklınıza düşen bir fikir, saniyeler içinde harekete geçme arzusu doğurur. “Beklemek neden gerekli?” diye sormazsınız bile. Çünkü içinizdeki o ses size hep “şimdi” der, “vakit kaybetme” der. Ve çoğu zaman bu içgüdüsel hız, beraberinde yanlışları, hayal kırıklıklarını ve bazen pişmanlıkları da getirir..

Sabırsızlık, birçok insan için doğuştan gelen bir huydur. Çocukluktan beri sizinle beraber gelen bir gölge gibi… İyi yönleri de vardır elbet. Hızlı karar alırsınız, risk alırsınız, cesur davranırsınız. Ama her madalyonun bir diğer yüzü vardır. Sabırsızlık çoğu zaman kırar, acelecilik büyümeye fırsat vermez. Bazı şeyler vardır ki, sadece zamanla yeşerir. Tohum ne kadar kaliteli olursa olsun, toprağın, suyun ve vaktin desteği olmadan meyveye durmaz.

İşte tam da burada hayat devreye girer. Kendi yöntemleriyle öğretir sabrı. Belki sevdiğiniz bir işi size geç verir, belki çok istediğiniz bir ilişkiyi sınavlarla donatır, belki de büyük hayallerinizi küçük düşüşlerle terbiye eder. Çünkü hayat bilir ki, insan en iyi dersleri yaşarken öğrenir. Okuduğunuz bir kitap, dinlediğiniz bir nasihat bazen yer etmez. Ama bir acı, bir kayıp, bir gecikme… Onlar zihne kazınır. Ve orada sabrın tohumu atılır.

Bir gün gelir, içinizdeki o sabırsız insan artık yorulmuştur. Koşmaktan, acele etmekten, sürekli çabalamaktan bıkar. Çünkü hep bir şeyler eksik kalmıştır. İşte o gün başlarsınız sorgulamaya: “Acaba biraz durmayı mı öğrenmeliyim?” Ve tam da bu sorgunun ortasında hayat size bir şey verir. Sevdiğiniz bir şey… Uğruna savaşacağınız, ama aynı zamanda beklemeyi, emek vermeyi, sabretmeyi kabul edeceğiniz bir şey. O şey bazen bir insan olur, bazen bir hayal, bazen bir evlat, bazen bir yolculuk…

İşte o zaman anlarsınız;Sabır, sadece durmak değildir. Sabır, bir şeyleri zamanına emanet edebilmektir. Olanı olduğu gibi kabul etmek, eksikleri zamanla tamamlamaya razı olmaktır. Sabır, güçsüzlük değil; tam aksine, en büyük güçlerden biridir. Çünkü sabreden insan, artık sadece dış dünyayı değil, kendi içini de yönetebilen insandır.

Zamanla fark edersiniz ki; sabır sizi köreltmez, aksine şekillendirir. Eskiden hemen kırıldığınız yerlerde artık sağlam durursunuz. Önceden vazgeçtiğiniz yollarda yürümeye devam edersiniz. Çünkü bilirsiniz, bazı yollar uzun sürecek. Bazı hayaller yıllar alacak. Ama sonunda değecek. Çünkü siz sabrederek büyümüş bir insansınız artık.

Ve en önemlisi… Sabır size sadece zamanı değil, kendinizi de tanıma fırsatı verir. İçinizdeki aceleci çocuğu fark edersiniz. Onun neden bu kadar hızlı olmak istediğini anlarsınız. Belki sevilmek için, belki fark edilmek için, belki de sadece korkularını bastırmak için… Ama artık ona “Dur” demeyi öğrenmişsinizdir. Sevgiyle, anlayışla, vakarla…

Herkes hayatında bir noktada sabrı öğrenir. Kimi kolay, kimi zor yollardan geçerek. Ama sabrın meyvesi hep tatlıdır. Çünkü o meyve sadece bir sonucun değil, bir dönüşümün ürünüdür. Sabır, sizi değiştiren, büyüten, olgunlaştıran en sessiz öğretmendir..

Bu yüzden artık sabra uzak durmuyorum. Eskiden beni kısıtlayan bir zincir gibi görünen sabır, şimdi içimde bir güç gibi. Çünkü öğrendim;Hayat, bazen en çok bekleyenlere verir en güzel armağanları. Ve her şeyin bir zamanı vardır. O zaman gelmeden ne dönüşüm olur, ne de anlam…

EBRULİ







Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir