Kıskançlık…Hani dışarıdan bakınca ufak bir his gibi durur ama insanın içini içten içe yiyen sessiz bir canavardır ya… İşte o…Başta masum gibi gelir; “İçimden geçti sadece.” dersin. Ama biraz ilgilenmezsen, koca bir yangına dönüşür..
Ben kıskançlığı hep bir kuyuya benzetirim. Yukarıdan baktığında gökyüzünü hâlâ görürsün ama ulaşamazsın. Kendi ellerinle kazmışsındır o kuyuyu; başkasının mutluluğundan kopardığın taşlarla, teker teker…
Hz. Yusuf’un hikâyesi,beni en çok bu yüzden etkiler.
Düşünsene…
Kardeşleri onu kıskandı.
Niye? Babaları onu biraz daha çok seviyor diye.
Ve kıskançlık öyle bir şey ki, seni bir anda en yakınının bile gözünde düşman yapar.
Yusuf’un kardeşleri de aynen böyle oldu.
Önce “Onu öldürelim” dediler. Sonra “Yok, kuyuya atalım, nasılsa başımızdan gider” diye karar verdiler.
O kuyunun dibinde Yusuf yalnızdı, ama çaresiz değildi. Çünkü Allah onunla beraberdi.
Ve Allah öyle bir plan yaptı ki…
Kardeşleri “Bir daha görmeyelim” dedi; Allah onu saraya çıkardı.
Kardeşleri “Yok olsun” dedi; Allah adını kıyamete kadar yaşattı.
O yüzden ben şunu anladım:
Kıskanan aslında karşısındakini değil, kendi insanlığını öldürüyor.
Ve Allah’ın düzeninde, kıskanan hep kaybeder; kıskanılan ise ya sabırla ya da dua ile yükselir.
Biliyor musun, kıskançlık bence kalbin en ağır hastalığı. Çünkü senin olanı değersizleştirir.
Elindeki nimeti görmezsin, başkasınınkine göz dikersin.
Halbuki şükür, bu hastalığın tek ilacı.
Başkasına verilen seni rahatsız etmiyorsa, bil ki kalbin şifaya kavuşmuş demektir.
Bir de şu var;Kıskançlık, başkasının mumunu üfleyerek kendi ışığını büyüteceğini sanmaktır. Ama gerçek şu; Mum üfleyince karanlık büyür, sen de o karanlığın içinde kalırsın.
Bazen kendi kendime soruyorum:
Acaba biz de farkında olmadan, hayatımızdaki insanlara Yusuf’un kardeşleri gibi davranıyor muyuz?
Arkadaşımızın başarısına içten sevinmemek, birinin mutluluğunu küçük görmek, “O da boş ya” diye küçümsemek…
Belki de bunların hepsi, kuyunun ilk kazmalarıdır.
O yüzden artık dua ediyorum:
“Allah’ım, kalbimi hasetten koru. Elindekine razı olan, başkasının elindekine gıpta eden ama haset etmeyen bir kul eyle beni.”
Çünkü biliyorum ki…
Kuyunun dibinden gökyüzü hep güzel görünür ama oradan çıkmak kolay değildir.
Yusuf gibi sabreden, bir gün gökyüzünden kuyulara bakar.
Ama kıskançlıkla kazdığı kuyuda oturan, hep karanlıkta kalır.
EBRULİ
Bir yanıt yazın