Aşk çoğu zaman yavaş yavaş büyür, tanımakla, sohbetle, zamanla gelişir. Fakat bazı anlar vardır ki, bir bakış, bir karşılaşma insanın hayatını değiştirir. İşte bu hâl, “ilk görüşte aşk” diye adlandırılır. Herkesin başına gelmez. Belki bin kişiden yalnızca birine nasip olur. Fakat nasip olduğunda, bütün bir ömrü şekillendirecek kadar da güçlüdür.İlk görüşte aşkın sırrı, akılla açıklanabilecek bir şey değildir. Çünkü burada mantık değil, kalp konuşur. İnsan, daha ilk bakışta karşısındakinin kendi kaderinde önemli bir yere sahip olduğunu hisseder. Bu his, ne gözün gördüğü bir güzellikten ibarettir, ne de yüzeysel bir beğeniden. Bu his, insanın kalbine birdenbire doğan hakikattir.İlk görüşte aşk, insanı alt üst eder. Zaman durur, mekân anlamını yitirir. İnsan kendine sorar;“Onu daha tanımadan, onun hakkında hiçbir şey bilmeden bu derin bağ nasıl oluşabilir?” Cevap basittir aslında;Çünkü aşk, bilgiye değil sezgiye dayanır.Felsefeye göre insan, eksikliğini tamamlayacak olanı arar. İlk görüşte aşk da işte bu eksikliğin bir anda fark edilmesidir. Karşındaki kişiyi tanımıyorsundur, fakat kalbin onun sende eksik olan parçayı tamamlayacak kişi olduğunu sezebilir. Bu sezgi, mantıktan daha güçlüdür.Mesela platon’un “ruhların yarısı” düşüncesi, ilk görüşte aşkı açıklar niteliktedir. Ona göre her ruh, bir bütünün yarısıdır ve ömrü boyunca diğer yarısını arar. İlk görüşte aşk, işte bu iki yarının birbirini tanımasıdır.Şairler ve yazarlar yüzyıllar boyunca bu konuyu işlemişlerdir. Divan edebiyatında sevgilinin ilk bakışı, âşığı sarhoş eden bir şarap gibidir. O bakış kalbi ele geçirir, aklı susturur. Modern edebiyatta da ilk görüşte aşk, insanı hayatın akışından koparan bir hâl olarak anlatılmıştır.Çünkü aşk, insanı bir anda büyüler. Saatlerce konuşsan elde edemeyeceğin bağ, bir anlık bakışla kurulabilir. İşte edebiyatın büyüsü de burada devreye girer;O ilk bakışı, kalemin gücüyle ölümsüz kılmak.Tasavvufta aşk, Allah’a duyulan özlemin yeryüzündeki yansımasıdır. İnsan, bir güzelliğe gönül verdiğinde aslında onda ilahi tecelliyi görür. İlk görüşte aşkın tasavvufi manası da budur: O an, kalp bir anda hakikati sezer. Çünkü Allah, güzelliğini bir kulunun simasında göstermiştir.Bazen bu aşk yıllarca sürer, karşılık bulmasa da kalbi diri tutar. Çünkü bu aşk, yalnızca bir insana değil, o insanda tecelli eden ilahi sırra yönelmiştir. Bu yüzden tasavvuf ehli, “aşk bir anlık doğar ama ömrün sonuna kadar sürer” demiştir.İlk görüşte aşk, her insana nasip olmaz. Fakat nasip olduğunda insanın hayatını bütünüyle değiştirir. Çünkü kalp, daha ilk anda kendi hakikatini bulur. Bu aşk, bazen karşılık görür, bazen görmez. Ama karşılık görmese bile değerini yitirmez. Çünkü asıl kıymet, kalbin bir anda bildiği hakikattir.Sonunda insan şunu anlar: Aşkın en saf hâli, tanımadan, bilmeden, hesap yapmadan doğandır. İlk görüşte aşk, işte bu yüzden hem felsefi bir sırdır, hem edebi bir ilhamdır, hem de tasavvufi bir işarettir.
Ve sevgili okurlarım bilmelisiniz ki..Aşk, insanın kalbine düşen ilahi bir sır gibidir. Onu tanımak için yıllara gerek yoktur, çünkü aşk zamanla öğrenilmez; bir anda sezilir. İlk görüşte aşk, kalbin gözünün açıldığı andır. O an kalp, karşısındaki kişide yalnızca bir yüz görmez; onda kendi eksikliğinin tamamlandığını, hatta Hakk’ın güzelliğinin bir yansımasını hisseder.
İlk görüşte aşk, insana şunu da öğretir; Sevgi, tanımakla değil, hissetmekle başlar. Çünkü bazen kalp bir bakışta, aklın bin yılda bulamayacağı hakikati tanır…
EBRULİ
Bir yanıt yazın