DUYGULARIMLA SAVAŞTIM,RUHUMLA KAZANDIM..

Hayat bana, zaman içinde bazı şeyleri çok açık ve net bir şekilde öğretti. Bir insanın en büyük dönüşümünü, en büyük kırılmalarının ardından yaşadığını fark ettirdi. Eskiden beni üzen, kalbimi kıran her olayın yalnızca bir acıdan ibaret olduğunu düşünürdüm. Oysa zamanla anladım ki; her kırılma, aslında beni kendime biraz daha yaklaştırdı. Her hayal kırıklığı, bana gerçek ile yanılsama arasındaki farkı daha net gösterdi. Ve şimdi biliyorum ki; yaşadığım her şeyin bir amacı vardı: Beni daha güçlü, daha farkında ve daha gerçek bir insan hâline getirmek.

Ben artık duygusal zaaflarımla değil, ruhsal gücümle tanımlıyorum kendimi. Çünkü yaşadığım tüm duygusal deneyimler ne kadar yıpratıcı olursa olsun beni daha bilinçli bir kadına dönüştürdü. Eskiden hassastım. Her şeyin nedenini sorgulardım. Neden ben, neden böyle oldu, neden insanlar böyle davranıyor… Ama artık sorularımın yönü değişti. Artık dış dünyaya değil, iç dünyama dönüyorum. Kendi duygularımın, tepkilerimin ve inanç kalıplarımın farkına varmaya başladım. Dışsal kırılmalar, içsel aydınlanmama vesile oldu.

Şunu öğrendim: Her bağ, her duygu idealize edilmeyecek kadar kırılgan olabilir. İnsan zihni bazen bir duyguyu öyle büyütür ki, gerçeklikten kopar. Oysa gerçek duygu; zamanla, davranışla, sadakatle, emekle kendini belli eder. Artık idealize ettiğim hiçbir şeye tutunmuyorum. Çünkü fark ettim ki; en çok bağlandığım, en çok anlam yüklediğim duygular, beni en çok yaralayanlar oldu. Ama bu yaralar beni zayıflatmadı. Aksine, ruhumu yeniden şekillendirdi..

Duygusal açıdan daha şeffaf biriyim artık. Hissettiklerimi inkâr etmiyorum ama onları kontrolsüzce yaşamıyorum da. Ne hissettiğimin farkındayım, ama bu hislerin beni yönlendirmesine izin vermiyorum. Bu da bana duygusal ayıklık kazandırdı. Yani bir anlamda, artık duygularımı taşıyan değil, onları yöneten biriyim. Bu kolay olmadı. Çünkü aydınlanma süreci her zaman sancılıdır. Kimi zaman insan kendini kaybolmuş gibi hisseder. Bildiğini sandığı her şeyin aslında bir illüzyon olduğunu fark etmek sarsıcıdır. Ancak bu farkındalık aynı zamanda aydınlatıcıdır da. Gerçekleri görmek önce canını yakar, ama sonra içindeki gücü ortaya çıkarır.

Bugün geldiğim noktada, yalnızca kendi zirveme odaklanıyorum. Başkalarının beklentileri, onayları ya da yargıları artık benim yolumu çizemiyor. Kendi değerimi, kendi yaşanmışlıklarımdan ve kendi gelişim sürecimden alıyorum. Kırıldım, evet. Ama bu kırılmalar beni paramparça etmedi; beni yeniden inşa etti. Belki de tam da bu yüzden, artık hiçbir şey beni eskisi kadar kolay sarsamıyor.

Hayatın öğrettiği en önemli derslerden biri şu oldu; Güçlü olmak, duygusuz olmak değildir. Güçlü olmak; duygularının farkında olarak, onları yönetebilmektir. Güçlü olmak; başına gelenlerin seni kimliğinden uzaklaştırmasına izin vermeden, onlarla birlikte daha olgun bir “ben” inşa edebilmektir. Güçlü olmak; ne yaşarsan yaşa, öz benliğine sadık kalabilmektir.

Ben artık kendi gerçeklerime sadığım. Kimseden bir şey beklemeden, içsel huzurumu dış koşullara bağlamadan, yalnızca kendi yoluma yürüyorum. Biliyorum ki bu yol beni, en yüce hâlime ulaştıracak. Artık yaşamın bana getirdiklerini birer sınav değil, birer öğretmen olarak görüyorum. Ve bu öğretmenlerin bana kazandırdığı en büyük değer; kendimle barış içinde, ama bir o kadar da farkında bir şekilde yaşayabilmek oldu.

Özetle söylemek gerekirse: Bu süreç beni sadece sarsmadı, aynı zamanda şekillendirdi. Artık biliyorum ki; yaşadığım her kırılma, beni yüceltmek için yaşandı. Ve ben artık yalnızca geçmişimin izlerini taşımıyorum. Aynı zamanda geleceğimin ışığını da taşıyorum.

EBRULİ



Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir