İNCİNEN KALBİN HESABI

Kul hakkı denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak para gelir. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Bir insanın zamanını almak, umudunu ertelemek, kalbini belirsizlikte tutmak da kul hakkına girer. Çünkü insan sadece maddeden ibaret değildir. İnsanın bir de kalbi vardır. Ve kalp, en ağır yükü sessizce taşır. Birine ait olmayan bir sevgiyi kullanmak, bir insanın duygularını kendi eksiklerini örtmek için tüketmek, onun hayata olan inancını zedelemek de kul hakkıdır. Bazen alınan şey bir para değildir. Bazen alınan şey, geri gelmeyecek bir zamandır.bazen de bir insanın kendine duyduğu güvendir. Aşk masumdur ama herkesin taşıyabileceği bir yük değildir. Sevgi karşısındakinin hayatına dokunur. Bir söz, bir bakış, bir gelecek ihtimali insanın yönünü değiştirir. Bu yüzden gelişi güzel verilen umutlar masum değildir. Bir insanı yanındayım duygusuyla ayakta tutup sonra ortadan kaybolmak, kalbiyle bağ kurup sorumluluktan kaçmak, sevgiyi kontrol aracı haline getirmek ağır bir haksızlıktır. Çünkü sevgi bir emanet gibidir. Emanet hafife alındığında zarar verir. Bir kadın kendisine verilen sözlerle hayatını beklemeye alır. Başka ihtimalleri kapatır. Zaman geçer. Karşısındaki ise hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Kimse kimsenin parasını almamıştır ama bir ömür ertelenmiştir. İşte burada Adaletsizlik başlar. Çünkü insan sadece yaşadığı anlardan değil yaşayabileceği ihtimallerden de sorumludur. Bir insanın ruh dengesini bozmak, bunu sürekli sorgular hale getirmek, sevgiyi bir ödül- ceza sistemine dönüştürmek de kul hakkıdır. Sessizlikle terbiye etmeye çalışmak, ilgiyi geri çekerek yönlendirmek, sıcak -soğuk davranarak bağ kurmak görünmez ama derin izler bırakır. Beden iyileşir ruhun toparlanması ise zaman alır. Bu yüzden ruhu yaralayan her davranış, görünmeyen bir borç bırakır. Bir adam sevdiği kadına sürekli abartiyorsun derse zamanla kadın hissettiği şeylerden şüphe etmeye başlar kendi sezgilerini inkar eder hale gelir. Adam ise bunu sakinlik zanneder oysa kadının iç dünyası sessizce dağılır. Burada çalınan şey sevgi değildir ama. Burada çalınan şey, bir insanın kendine olan güvenidir. Birlikte kurulan hayaller, iki kişiye ait olur. O hayallerden biri vazgeçtiğinde, diğerine bunu taşıyabileceği bir açıklık borçludur. Çünkü hayal yıkmak, sadece bir planı bozmak değildir. İnsanın gelecekle kurduğu bağı koparmaktır. Bazı insanlar hayalleri cömertçe dağıtır ama bedelini ödemek istemez. Oysa hayal vermek, sorumluluk doğurur. Kul hakkı çoğu zaman gürültü çıkarmaz. Sessizce birikir. İnsanın yolunu daraltır, içini huzursuz eder. Kimse anlamaz ama kalp bilir. Bu yüzden insan sadece yaptıklarından değil, yarım bıraktıklarından da mesuldür. sadece söylediklerinden değil, söyleyip tutmadıklarından da. Kalbe dokunmak bir lütuftur. Kalbi yarım bırakmak ise ağır bir yüktür. Herkes sevgisi kadar değil, sorumlulugu kadar yaklaşmalıdır.

Kul hakkına giren insanlar bazen yaptıklarıyla yüzleşmez. Ya da yüzleşmediğini zanneder. Hayatına devam eder, güler başka kapılar açar. Karşısında kalan ise sessizce toparlanmaya çalışır. Çoğu zaman bunun hesabı sorulmayacak mı? Diye düşünülür. Sorulur. Ama insanın beklediği yerden değil. İlahi adalet acele etmez. Gürültü çıkarmaz. Anında cezalandırmaz.Çünkü amacı intikam değildir. Dengeyi kurmaktır. Herkese taşıyabileceği kadarını verir. Bir kalbi inciten, bir süre sonra kendi kalbinin daraldığını fark eder. Bir insanın umudunu erteleyen, kendi yolunun neden tıkandığını anlayamaz. Bir başkasının ruhunu yoran, hayatında neden huzurun eksik olduğunu sorgular ama sebebiyle yüzleşmez. Çoğu zaman insanlar “ ben kimsenin parasını almadım “ diye kendini temize çıkarır. oysa ilahi adalet defterinde kalem, sadece parayla işlemez. Zaman, niyet, söz, suskunluk da yazılır. Birinin duası kabul olmaz, sebebini anlayamaz. Birinin işi açılmaz, yolu sürekli tıkanır. Birinin ilişkileri hep aynı yerden dağılır. Bunlar tesadüf değildir. Bazen bir yerde yarım bırakılmış bir kalp, bir yerde kapanmamış bir hesaptır. İlahi adalet, kimseyi ifşa etmez. Ama kimseyi de unutmaz. Ne gözyaşını, ne sabri, ne sessizce çekilen yükü. Kimi insan kaybederek öder. Kimi insan bekleyerek. Kimi insan yalnızlıkla. Kimi insan hep bir şeyler eksik kalarak. Çünkü adalet, herkesin anlayacağı dilden konuşur. Bu yüzden bazı insanlar için hayat hep ağır gider. Hep bir boşluk vardır. Hep bir tatminsizlik. Ne kadar sahip olursa olsun, içi dolmaz. Çünkü bir zamanlar doldurulması gereken bir kalp boş bırakılmıştır. İlahi adaletin en keskin tarafı şudur; insan başkasına yaşattığını, kendine benzer bir biçimde yaşar. Aynı senaryoyla değil belki ama aynı hisle. Bu yüzden insan sadece” bana ne yapılır” diye değil,” ben ne yaptım” diye düşünmelidir. Sonunda herkes kendi terazisinde tartılır. Kimseye haksızlık yapılmaz. Ne fazlası alınır ne eksiği yazılır. Ve insan bazen neden bazı şeylerin yolunda gitmediğini bu dünyada anlar. Bazen de anlamadan taşır. Ama adalet mutlaka yerini bulur !

Sessizce. Eksiksiz. Kaçınılmaz bir şekilde.

EBRULİ