OLMASINI İSTERKEN OLDUĞUMU FARK ETTİM…

Yakut, kalabalık bir şehrin içinde kendi sessizliğini taşıyan bir kızdı. Günleri iş, ev ve yalnızlık arasında dönerken, içinden geçen bir dilek vardı. Yıllardır gönlünde dua ettiği, beklediği bir şey. Adını sadece Rabbine söylediği ama kalbinde taşıdığı büyük bir niyet…

İnsanlara göre Yakut çok güçlüydü. Hep dimdik dururdu, her şeye yetişirdi. Ama kimse onun geceleri sessizce dua ettiğini, bir cevaba ne kadar susadığını bilmiyordu. Yakutun sabrı, suskunluğunda gizliydi.

Her gün işe giderken aynı yolu yürürdü. Kaldırım taşlarının bile ezberlediği adımları vardı. Aynı kafeden kahvesini alır, aynı koltukta oturur, aynı kalabalığın arasına karışırdı. Hayat dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu ama içinde derin bir bekleyiş taşıyordu.

Yakut biliyordu;Sabır sadece zaman geçirmek değildi. Beklemek, kendini kaybetmeden, içini kirletmeden durabilmekti…

“Sabır, sessizliğin içinde büyüyen bir iradedir.”

Bir gün yakutun metroda yanına yaşlı bir kadın oturdu. Kadının yüzünde hem yorgunluk hem huzur vardı. Elinde eski bir kitap tutuyordu. Sayfaları arasında duran notlardan biri yere düştü. Yakut eğilip notu alırken gözü kısa bir cümleye takıldı;

“Toprağa emanet edilen her tohum, zamanla filiz verir. Yeter ki onu her gün sulayacak sabrın olsun.”

Kadın, notu fark etti ve gülümsedi. “O sözü yıllar önce bir hocamdan duymuştum,” dedi. “Hayatım boyunca hep bir şeyleri bekledim ama sonunda şunu öğrendim;Allah seni bekletiyorsa, seni hazırlıyordur.”

Yakut, bu cümleyi zihninin bir köşesine yazdı. O günden sonra artık bekleyişine başka bir gözle bakmaya başladı. Duası hâlâ kabul edilmemişti ama o artık sadece sonucu istemiyordu. Duasına layık biri olmaya çalışıyordu…

Her sabah uyanıyor, kahvesini hazırlıyor, dua ediyordu. Aynı dualar, aynı dilekler… ama artık aynı Yakut değildi. İçinde bir dinginlik vardı. Sorgulamayı bırakmıştı. “Neden olmuyor?” sorusunun yerini “Ne güzel ki henüz olmamış…” düşüncesi almıştı.

“Bazen dua kabul edilmez, çünkü önce kalbinin kabı genişlemelidir.”

Aylar geçti. Bazı şeyler hâlâ yerli yerindeydi. Ama yakutun içinde sabırdan örülmüş yeni bir hayat kurulmuştu. Artık sadece beklemiyor, beklerken büyüyordu. Sessizce güçleniyor, geçmişine şefkatle bakabiliyordu..

Ve bir sabah, hiç beklemediği bir anda beklediği haber geldi. Yakutun içi doldu, ama gözyaşları sadece mutluluktan değil, sabırla geçen o uzun yoldan dolayı aktı…

Çünkü o artık şunu çok iyi biliyordu;

“Sabırla gelen şey, sadece sonuç değildir. Asıl gelen, insanın kendisidir.”

Günlüğüne şu satırları yazdı Yakut;

“Dua ettim. Bekledim. Olmadı. Kırılmadım. Yine dua ettim. Yine bekledim. Sonunda oldu. Ama en güzeli şuydu;

Ben olmadan önce, içimdeki ben olmuştu.”

Beklemek, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında pasif bir eylem gibi görünür. Ancak hakikatte, insanın iç dünyasında gerçekleşen en derin dönüşümlerin kaynağıdır. Sabır, yalnızca zamanı geçirmek değil; içsel huzuru koruyarak, beklentiler karşılanmasa dahi inancını yitirmemektir. Her gün yeniden umutla uyanmak, her yeni günde “henüz olmadı ama olacak” diyebilmek, ruhun olgunlaşmasına vesile olur.

İnsan bir şeyleri elde etmek için çaba gösterirken, aynı zamanda o şeye layık hale gelmek için de hazırlanır. Zaman zaman hayat, bize bazı şeyleri geç verir çünkü biz henüz onları taşıyacak güçte değilizdir. Dua ettiğimiz şeyin bize gelmemesi bir cezalandırma değil; çoğu zaman bir koruma veya daha iyisine yönlendirilme halidir.

Sabırla geçen süreç, aslında kişinin kendisiyle yüzleştiği, neyi neden istediğini yeniden sorguladığı ve kendi iç gücünü keşfettiği bir zaman dilimidir. Dışarıdan hiçbir şey değişmemiş gibi görünse de, içeride bir karakter yeniden inşa edilir. Kalp olgunlaşır, düşünceler derinleşir, tevekkül yerleşir.

Gerçek sabır, sonucu Allah’a bırakarak elinden geleni yapmak ve sonunda ne gelirse gelsin gönül rızasıyla kabul edebilmektir. Çünkü insan ancak bu hâl içinde içsel huzura ulaşabilir. Sabretmek, hayattan vazgeçmek değil; hayatın bizim için hazırladığı daha derin anlamları kavrayabilmek için beklemeyi göze alabilmektir.

Bu yüzden sabır, sadece bir zaman meselesi değil, bir ruh terbiyesidir. Gerçek sabredenler bilir ki; geciken hiçbir şey gecikmiş değildir. Her şey tam da olması gerektiği vakitte gelir. Ve insan, sabırla geçen günlerin sonunda yalnızca muradına kavuşmaz; aynı zamanda daha bilge, daha olgun, daha derin bir versiyonuna ulaşır….

EBRULİ