DOĞRU KİŞİYİ BEKLEMEK Mİ, DOĞRU KİŞİYE DÖNÜŞMEK Mİ?

Büyük bir çoğunluğumuzun tek derdi ve isteği bir gün doğru insanla karşılaşmak… Sadık, anlayışlı, güvenilir, değer veren ve yürekten seven birini ararız. Kimi zaman bu kişi bir hayat arkadaşı, kimi zaman bir dost, kimi zaman da bir sırdaş olur. Ancak çoğumuz, bu doğru insanı ararken aynaya bakmayı ihmal ederiz. Beklentilerimiz büyüdükçe öz eleştirimiz zayıflar. İnsan, bulmak istediği kişiye benzemeyi aklına bile getirmez. Oysa asıl gerçek şudur;Doğru insan yalnızca bulunmaz; aynı zamanda doğru insan hâline de gelinir.

Sağlıklı ve anlamlı bir ilişki, sadece doğru kişiyi bulmakla başlamaz aslında. Bu ilişki, iki insanın da kendini geliştirmiş olmasıyla güçlenir. Taraflardan biri sürekli verirken diğeri sürekli alıyorsa, bu ilişki dengesiz hâle gelir. Denge sağlanmadığı sürece huzur kalıcı olamaz. Bu nedenle kişi, doğru insanla tanışmadan önce kendini sorgulamalıdır. “Ben ne kadar doğru biriyim?” sorusuna dürüst bir cevap vermelidir…

Doğru insan olmak, hatasız olmak anlamına gelmez. Kusursuz olmak da değildir. Doğru insan olmak, hatalarının farkında olmaktır. Bu farkındalıkla birlikte hatalarını düzeltmeye çaba göstermek gerekir. Başkalarının sınırlarına ve duygularına saygı duymak da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Sabırlı olmak, anlayış gösterebilmek ve sadece kendini değil, karşısındakini de düşünmek gerekir. Bencillikten arınmak bu yolda ilk adımdır. Ego, sağlıklı ilişkilerde yer bulamaz. Nezaket, empati ve dürüstlük ise doğru insan olma yolculuğunda vazgeçilmezdir.

Birçok kişi, hayatına girecek kişinin sabırlı, sadık, olgun ve anlayışlı olmasını ister. Ancak aynı kişi öfkesini kontrol edemiyorsa, sevgisini göstermekte zorlanıyorsa ya da en küçük zorlukta ilişkiden kaçıyorsa, bu beklentiler ne kadar gerçekçidir? Kişi, beklediği özelliklere sahip değilse, karşısındaki kişiden bu özellikleri nasıl talep edebilir? En doğru insan bile böyle bir dengesizlik içinde uzun süre kalmak istemez. Çünkü sağlıklı bir ilişki, sadece almakla değil, aynı zamanda vermekle mümkündür.

İnsan, kendini dönüştürmek istiyorsa önce geçmişte yaşadığı kırılmalarla yüzleşmelidir. Kırgınlıklarını, korkularını ve güvensizliklerini tanımadan olgunlaşamaz. Örneğin, sürekli reddedilme korkusu yaşayan biri sevgisini tam olarak veremez. Aldatılma travmasını taşıyan biri, karşısındaki kişiye kolayca güvenemez. Fakat bu duygularla yüzleşmek ve onları dönüştürmek mümkündür. Bunun için kişi, önce kendine dürüst olmalıdır. Duygular bastırılmamalı, anlaşılmalıdır.

Kendini dönüştürmek isteyen kişi, davranışlarını da sorgulamalıdır. Hangi alışkanlıklar kişiyi ilişkilerde zor durumda bırakmaktadır? Hangi sözler kırıcı olmaktadır? Hangi davranışlar sevilmeyi zorlaştırmaktadır? Bu soruların cevabını aramak, dönüşümün başlangıç noktasıdır. Elbette bu kolay bir süreç değildir. Ancak insan, sabırlı oldukça ve niyetini temiz tuttukça, zamanla daha olgun, daha anlayışlı ve daha dengeli bir hâle gelebilir. Bu da hem kendisi hem de çevresi için iyileştirici olur.

Bir gün doğru insanla karşılaşmayı umut etmek elbette değerlidir. Ancak sadece bu karşılaşmayı beklemek yeterli değildir. Kişi, aynı zamanda bu insan için bir sığınak olmayı da başarmalıdır. Kendi iç dünyası huzurlu olan biri, karşısındaki kişiye de huzur verebilir. Kendiyle barışık olmayan biri, başkasına mutluluk sunamaz. Bu nedenle, insan önce kendi içindeki karmaşayı çözmeli, kendiyle barışmalıdır. Kendi kalbinde yer açmadan başkasına yer vermek mümkün değildir…

İlişkiler yalnızca güzel anlarla sınırlı değildir. Zorluklar karşısında sabır, kriz anlarında sağduyu, iletişimde ise açık yüreklilik gerekir. Bütün bunlar, kişinin olgunlaşmasıyla gelişir. Bu özelliklere sahip olmayan biri, doğru insanı bulsa bile bu ilişkiyi sürdüremez.

Doğru insanı beklemek çoğu zaman içimizdeki boşluğu doldurmak için duyulan bir arzudur. Fakat hiçbir insan, bir başkasının eksiklerini tamamlamakla yükümlü değildir. Herkes önce kendi içindeki yaraları sarmalıdır. Kendiyle barış içinde olmayan biri, başkasına da barış getiremez.

Eğer insanlar önce kendilerini düzeltmeye niyet etselerdi, belki de kimse doğru kişiyi aramak zorunda kalmazdı. Çünkü herkes birbirine iyi gelen bir insana dönüşmüş olurdu. Bu nedenle aramak yerine dönüşmek, beklemek yerine çalışmak gerekir….

EBRULİ